“Hamamönü’nde Beş Nurefşan”


“Pâk eyle gönül çeşmesini tâ durulunca,
Dik tut gözün gönlüne gönlün göz olunca.
Lâmekânî Hüseyin Efendi

Öyle mekânlar vardır ki zamanda biriken ilâhî havayı bünyesinde bir araya getirir ve anda yaşayan beşeri, o ilâhî havanın esintileriyle sarhoş eder. Siz o mekânda sokakları adımlarken bir yandan esrir bir yandan da onların tahrip edilişlerine yanarsınız. Bu esrik adımlamalar esnasında geçmişin abidevi yansımaları aniden karşınızda beliriverir. Sonra siz onları hayran hayran izlersiniz. İşte Hamamönü’ndeki beş nurefşan da mütevazı ama insanın ruhunda derin bir saygı duygusu uyandıran edalarıyla yanlarından geçen fanileri o ilahi havayla bir araya getiriyor, Lâmekânî’nin de dediği gibi, gönül çeşmesini pâk eyliyor.

Bu beşli inciden ilki olan Hacettepe Cami, sokağın başında gelenleri selamlar hâlde durur. Karşısındaki eczaneler aciz kişioğlunun dünyevi hastalıkları için ilaç satarken, o da insanlar için uhrevi bir sükûnet bulma merkezi olma sorumluluğunu yükleniyor. Küçük ve bahçesiyle insanın içini ısıtan ve insanı şehrin keşmekeşliğinden çekip ona, on beşinci asrın klasik Müslüman Türk kasabasında hissettiren bir havası var. Kapısından içeri girerken eğilerek giriyorsunuz ve sizi ilk olarak sol tarafınızda yer alan ufak, mihraplı bir bölme karşılıyor. Bu kısmı görünce ilk olarak aklımda bundan beş asır önce burada hocalarının karşısında dizlerini kırıp oturan talebelerin hayalleri canlanıveriyor. Kim bilir hayata dair ne umutları vardı? Günümüzdeki çocuklarla ne kadar farklı ya da ortak yönlere sahiplerdi? Dünyayı -Anadolu’nun bu orta yerinden- nasıl tahayyül ediyorlardı? Bu düşünceler zihnimin bir köşesinde hızlıca beliriverirken ana kısma doğru ilerlemiş ve asıl minber ile mihrabı ve kadınlar için ayrılmış üst kısmı görüyorum; o lahuti loşluk içinde süzülen rüzgâr, kalbinizin bütün damarlarına değiyor. Evet, burası mütekemmil bir köy camisi!

Beşli nurefşanlardan ikincisi, Hacettepe Camisi’nin hemen yüz metre ilerisindeki Sarıkadı Camisi’dir ki bu camide ilk dikkatimi çeken nokta, caminin minaresinin olmamasıydı. Cami yerleşkesine girerken sizi birkaç Osmanlı mezarının bulunduğu ve şadırvanın da içinde yer aldığı ufak bir bahçe karşılıyor. Mescit kapısından içeri ilk adımınızı attığınızda, Ankara’daki eski camilerin çoğunda olduğu gibi, ruhunuza ilk olarak dokunan caminin o ahşap dokusu oluyor. Çatı, minber ve diğer işlemeler… Hissettiğiniz, dinginlik ve sadelik… Burası, dar sokaklar arasında bir sığınak gibi inananlarını içine çağırıyor sanki.

Beşli incinin üçüncüsü, Karacabey Camisi, Sarıkadı’nın hemen iki yüz metre solunda, Onkoloji Hastanesi’nin tam karşısında bulunuyor. Diğer camilere nazaran geniş bir avluya fakat ibadet için dar bir alana sahip. Revaklı yapısı ve kubbelerinin tarzı, tam bir Osmanlı mimarisi olduğunu belli ediyor ki bu cami Ankara’da gördüğüm, türünün nadide örneklerinden bir Osmanlı camisi. ‘T’ planlı yapısı, ibadet mahalline yeterli ışığın girmesini sağlayan yüksekçe kubbeleri, Anadolu’da asırlar boyu neşvünema bulmuş farklı kültürlerin mimari birikimini bize hatırlatıyor. Camiye girdiğinizde Yunan-Roma geleneğini binanın yapılış tarzından, Türk-Osmanlı ruhunu mihrap, kürsü ve özellikle de minberden hissediyorsunuz ki minberin işlemeleri ve boyanmış olduğu kırmızı-yeşil renkler gerçekten insanın ruhunu okşuyor. Belki çok yüksek sanatsal değeri haiz bir işleme/boyama olmayabilir fakat o rengin tonları günümüz mescitlerinde alışık olmadığımız bir manzara sunuyor bize ve kendisine bakıldıkça insanı farklı dünyalara götürüyor; bir anda kırmızı-yeşil sancaklarıyla altı yüzyıl önceki sipahiler karşınızda beliriveriyor sanki! Bu cami hakkında bahsedilmesi gereken bir husus daha var. Adını kendisinden aldığı Abdullah oğlu Celaleddin Karacabey’in türbesi, cami avlusunun içerisinde yer almakta. Karacabey, Varna Muharebesi’nde şehit düşen bir Osmanlı kumandanı. Türbesinde, hanımı ve oğlunun da kabirleri yer alıyor. Ne büyük saadet ki hem şehit hem de ailesiyle yan yana metfun hâlde. Bu şehit kumandanı görünce, gözünüzün önünde, Türk’ün o muzaffer günleri canlanıyor, pek tabii. Atlarıyla doludizgin Balkanlar’da koşturan ve zaferler kitabımıza yeni sayfalar ekleyen o askerler ve kumandanlar…

Karacabey’den çıktıktan sonra yaklaşık dört yüz metre ileride Taceddin Sultan Camisi’ni görüyorsunuz. Buraya camiden ziyade mütevazı, küçük bir mescit diyebilirsiniz. Ufak bir ev genişliğinde olan mescidin içinde devrin iki büyük manevi önderinin de kabri bulunuyor. Mescidin içinde bulunduğu avluda Muhsin Yazıcıoğlu’nun ay yıldızlı kabri de yer alıyor. Taceddin Dergâhı da bu mescidin hemen bitişiğinde. Bu dergâh, millî şairimiz Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı da yazdığı yerdir. Anlaşıldığı üzere, Taceddin Sultan Camisi ve etrafı Hamamönü’nün kalbi mahiyetinde. Beşli halkadan maneviyatı en yüksek olan nokta -nurefşanların ziyasının kaynağı olan yer- burası olmalı.

Buradan çıkarken “Hamamönü bitti.” diyorsunuz ki sizi son olarak Hacı Musa Camisi karşılıyor, ağırbaşlı duruşuyla. Belki karşılama yerine uğurlama da denilebilir. İçi, diğerlerine nazaran geniş ve etrafı da daha tertipli. Minaresi de beşli camiden en uzun olanı. İçeri girdiğinizde yine etkileyici bir ahşap doku görüyorsunuz. Düz ahşap çatı, muhteşem işlenmiş bir minber ve sağ üst köşesi boyalı olmasına rağmen diğer kısımları bembeyaz olan çok büyük ve harika bir mihrap. Boyalı kısmının, binanın özgün hâlinden kalma mı yoksa günümüzde restore edilmiş bölümü mü olduğu pek anlaşılmıyor fakat mihraptaki kakmaların ve işlemelerin tamamının boyalı olduğunu tahayyül edince, insan daha da hayran kalıyor bu mihraba. Şunu da belirtmem gerekiyor ki yukarıda zikrolunan tüm camiler, restore edilirken mihraplarının boyamasına dikkat edilmemiş ve üstünkörü beyaz boya/sıvayla geçiştirilmiş gibi. Bu, günümüzdeki değer bilmezliğimizin acı bir nişanesi olarak insanı derinden üzüyor. Onlara baktıkça feryat eden geçmişi görebiliyorsunuz. Fakat elinizden bir çare gelmiyor.

İşte Hamamönü’ndeki beş nurefşanın hikâyesi bu kadar. Onlar olmasaydı, eminim, buralar karanlığa gömülür giderdi. |Son

Yazar: Muhammet Fatih Vergili




Doğru Mecmua sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

Doğru Mecmua sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

Doğru Mecmua sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin